17 Mayıs 2011 Salı

birtakım küçük beyaz yalanlara güzelleme


bugün little white lies'ı izledim ve marion cotillard'a bir takım methiyeler dizmek istedim. film hakkındaki fikrimden önce bu konuya değinmek istiyorum. şunu anladım ki ben bakınca herkesin güzel dediği, o eli yüzü kaşı gözü her şeyiyle harika, bi kademe atlasa mükemmel olacak güzellikteki insanlardan hoşlanmıyorum. sanki o aşırı güzellikleriyle beynime hücum ediyolar gibi, yoruyolar gibi beni. çok kullanılan bir sözdür mesela ama çok da doğru bir sözdür Proust'un ''çok güzel kadınları hayal gücü olmayan adamlara bıraktım'' sözü.(fransızcasını da yazayım da şanım yürüsün '' Laissons les jolies femmes, aux hommes sans imagination '') biraz araştırınca fransızca aslında kullanılan jolie kelimesinin konvensiyonel güzellik olduğunu öğrendim. eminim size de oluyodur bazı ''saldırgan'' güzeller karşısında güzel işte dersiniz ikinci bir şey söyleyemezsiniz çünkü herhangi bir özellikleri etkileyicilikleri yoktur ama çirkin de diyemezsiniz -taş olursunuz- öyle insanlar işte. elbette burda kendime bakmadan gavurun victoria's secret mankenine çirkin demiycem amma bir marion cotillard da olamayacaklarını söyleyebilirim. bu şey gibi vicky christina barcelona'da penelope ile scarlet'i aynı sahnede görünce penelope'nin scarleti çok aştığını farketmemiz gibi.erkekler için de durum böyledir mesela ... (el okuyor alem okuyor bilen okuyor bilmeyen okuyor örnek vermiyorum o yüzden). güzellik göze batıyorsa rahatsız olurum ben insan kendisi bulmalı onu, güzelliği karşısındakine özel olmalı. işte böyleyken böyle, daha ne diyim?

little white lies'a gelirsek, sizlere yeni bir teori daha sunmak istiyorum çok taze buldum bunu sanırım little bıdı bıdı diye devam eden filmler hep çok güzel oluyor hem eğlenceli hem de hüzünlü oluyor mesela bu film mesela 'little miss sunshine'', gerçi elimde sadece iki örnek var sizler de eklemede bulunmak isterseniz çekinmeyin bulunun. anlaşıldığı üzre filmi çok beğendim, malum yaz filmleri genelde uydurmasyon olur, öyle laf olsun diye yapılmış gibi olur adeta. tabi ki bu film öyle değildi. hem çok sıcak, hem çok doğal, hem çok eğlenceliydi. kahkayı patlattığım yerler olsa da başından sonuna kadar arka planda küçük bir hüzün eşlik etti bana. o kalabalık yemek masalarıyla, kahkahasıyla ''serseri mayınlar'' tadını da aldım hafiften. hep söylerim bol müzikli bol yemekli filmleri hep sevmişimdir.

son olarak filmden ''şu'' şahane şarkıyı da dinleyin de üstüne cila olsun, ruhumuz parlasın...

0 yorum:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails